Benimblog

gel kadın gel


Size kendi yazdığım kitabın ilk bölümünü paylaşıyorum.Beğenip beğenmediğinizi yorum olarak bana bildirirseniz ona göre romanıma devam edeceğim....

Şimdiden teşekkürler....

 

  "Yine kabus görerek uyandım.Galiba çektiğim onca şeyi yıllar geçsede unutmam imkansız.Onlarca insanın katili gibi hissediyorum kendimi.Eğer o gün evden kaçmış olmasaydım hiçbir şey olmayacaktı çok iyi biliyorum.En iyisi en baştan anlatmak.Ben altı yaşındayken yaşadığım yerde çok büyük bir deprem olmuştu
Sarsıntılar düzgün olan her şeyi eğip büktü.Üzerine yağmur yadı,elektrikler bizi karanlığa itti.O gece çok korkttum.Çok ağladım.Derinden kaybettim.Ailemi yuttu koca beton duvarlar.O olaydan önce annem  kardeşimle çok ilgilenip beni boşladığı için evden kaçmıştım.Saniyeler içinde öfkem koca bir deprem oluşturdu.O sıralar hayal gücüm beni bununla korkuturdu,ailemin ve bir sürü insanın katili benmişim gibi düşünüyordum.Sarsıntılar geçene kadar salıncağın direğine sarılmışken sessizliği duyana kadar insanlarla bağırmaya,toz yutmaya devam ettim.Ta ki ölüm koca bir örtü gibi üzerimize çökene kadar.Parktan ayrılıp,birbirine girmiş mahalleye yetişmek istedim ama caddeye çıktığım sıra yüzünü dahi hatırlamadığım bir adam beni kucakladığı gibi oradan uzağa,güvende olacağımı düşündüğü bellerinde silah,yakasında arma olan mavi üniformalı adamların yanına getirdi.Saatlerce ağladım,huysuzluk dışkıladım.Çıkmaya çalıştığım kollarından gözlerimle etrafa bakınıyordum belki ailem gelir diye.Ama hiç gelmedi.Beni oraya getiren adam susmamı eğer susmazsam ailemi bulamayacaklarını söylemişti.Korkutucu bir tonda.Bende sustum.İşte o günden sonra konuşamaz oldum.Doktorlar geçirdiğim şok yüzünden konuşma yetimi kaybettiğimi düşünüyorlar.Ama öyle değil ben sadece ailemi bulmaları için sessizce bekliyorum,onlara ayak bağı olmamak için.Evet şuan yetimhane de kalıyorum.Oraya beni ilk getirdiklerinde ismimi öğrenemedikleri için Dolunay koydular.Bu benim için sorun olmamıştı.Unuttuğum adımında değişmesiyle o günden sonra hiçbir şey benim için sorun olmadı.Çünkü kendime sorun yaratacak bir genişliğe sahip olamadım.En son doğum günümü 5 yaşında yapmıştım.Yani ailemi kaybetmeden önce.On beş yaşımda yetimhane müdürü kutlamıştı yeni yaşımı.O gün bir çocuk elindeki bardağı göstererek "Eğer bunu içersen bizim gibi konuşma bileceksin."dedi ve yaptım.Suyun içinde ağzından çıkardığı pis şeyler vardı.O günden sonra kimsenin bardağından su içmedim.Kimseye güvenmedim.Bugün 17 yaşıma girdim. Ne yapacağımı nasıl hiç bir şey düşünmeden yaşayacağımı bilmiyorum.Sanki dünyaya acı çekmek için gelmişim.Ama bildiğim tek şey var.Elimde olsa altı yaşındaki halimi bir kar küresine hapseder ve asla büyümeme izin vermezdim."
Günlüğümün kapağını kapatarak kahvaltı yapmak için yemek katına indim.Eğer yemeğe yetişemezsem aç kalıcağımı ve azar işiteceğimi biliyordum.Doğum günümde azar işitmek istediğim en son şeydi.Yemeğimi yerken düşüncelere daldım.Çünkü 18 yaşıma geldiğimde buradan ayrılıp nerde yaşayabileceğimi bilmiyordum.Param da yoktu.Gerçi kimse yanında dilsiz bir kız çalıştırmak istemediği için iş de bulamıyorum.Bu düşüncelerle yemeğimi bitirdikten sonra yetimhaneden çıkmak için kapıya yöneldim.Bazen canım sıkıldığında çıkar sahile gider tek başıma oturup kafa dinlerdim.Her zaman oturduğum banka yaklaşınca oturdum.Bacaklarımı uzatıp denizin mavi berrak sularında hayallere daldım.Ailemin bir gün geleceğini bildiğim için ev tutmam lazım sonuçta onlar geldiğinde bir eve ihtiyacımız vardı.Ama hiç kimse beni işe almadığından ne yapıcağımı bilmiyorum.Ben düşünürken bir adamın bağırışlarını duydum.Gözlerimi açıp hemen oraya odaklandım.Bağıran adam kitapçıydı.Naden bağırdığını anlamak için dinlemeye başladım.Adam "Hırsız! Yine o geldi diye bağırıyodu."Sonra bana birinin çarpmasıyla yeri boyladım.Eteğimi,çantamı toparlamaya çalışırken elimin altına gelen cep boyutundaki kitaba baktım.Bunu edebiyat dersinden biliyordum,kopyaları yok denecek kadar azdı."Bunu almam gerek."Başımı kaldırdım ve bir kitap çalabilecek kadar basit cesaretli insanla insanla göz göze geldim.Üç uzun çizgi ile işaretlenmiş geniş alnı,aceleci bakan haylaz gözleri ve heyecandan hafif aralanmış ağzı ve incecik pembe dudakları vardı.Saniyeler içinde elimin altındaki kitabı alıp kalabalığın içine karıştı.Kitapçı çıldırıyordu."Her seferinde aynı şey.Yeter!bıktım senden."Elindeki hesap makinesini yere atınca saniyeler içinde paramparça oldu.Ayağa kalkmama yardımcı oldukları vakit,nazik adamlar sayesinde kendisinden daha çok çekeceğim eteğimi temizleyebilmiştim.Başımla selam verip samimi tebessümlerini yarıda bırakarak şuursuz bir şekilde ilerliyordum işte.Beynim zonkluyor.Hırsız üzerime düştü.Haylaz gözleri beni etkiledi.Saçlarım kirlensin diye asfaltı yaladı.Ellerim toz kokuyor ve kalbim şuan sadece adımlarının hızlanmasına neden oluyor.Sanki,sanki o beni peşinden sürüklüyor...Yada kendimi kaybettim.Onu görüyorum.Yine bir kalabalığın içinde Nereden bulduysa fötr şapkayı tepesine,ceketini de sırtına geçiriyor.Onu yakalarım.Onu yakalarsam iyi insan olurum.Kitabı sahibine ulaştırırım.Ulaştırırısam yine iyi insan olurum.Bunun için sessizce ilerledim.İnsanları ittim,aralarından kaydım ve çantamı düşürsem dahi aldırmadan koştum.Yakalıyorum,yakaladım,yakalayacağım.Elimi koluna attım ve reflekslerini bu iş için eğitmiş olan adam,ani bir silkelenişte benden kurtulmayı başarmıştı.Tekrar göz göze geldik.Bu sefer şaşkın ve korkmuştu.Kaçtı,kovaladım.Bağıramam ama yapabilirim.Bağırmadan da yapabilirim.İnsanlara kanıtlarsam,iyi insan olurum.Beni atlatmaya çalışsada yapamıyordu.Fakat uzun sürmedi ve ara sokaklardan birine saptı.Bende tıpkı onun gibi yaptım.Eğer onu yakalarsam haylaz gözlerini suçluluğa bürüyeceğim.Kitap çalmak doğru değil bayım diyecek ve onu azarlayacaktım.Sesler binanın önlerinde kalıyor,burası şehrin arka sahnesi.Güneş sanki buraya bacadan sızıyor;paslı ve gri.Adımlarımız her ne kadar yavaşlasa da,arada bir arkasına bakıp onu halen takip ettiğimin farkına varıyordu.Birkaç adımdan sonra peşinden geleceğimi tahmin etmişçesine inşaatı durmuş bir binanın içine girdi.Eşiğe vardığımda önüme uzun merdivenler çıkıvermişti.Bir anlığına girip girmemek arasında kalsamda,bana zarar vereceğini sanmıyordum.Onun gözlerinde o tehlikeyi göremedim nedense.Gözlerine güvendim.Ancak çıktığım her kata dikkatlice baktığımda,korkum artıyor aynı zamanda cesaretim de azalıyordu.Yanımda kendimi savunacak bir aletin olmadığını da yeni fark etmiştim.Duvarları örülmemiş beş katlı binanın üst katına varmaya son birkaç basamak kalmıştı.Ve son üç basamağı da çıktımda,çatısız bina ve ayaklarımın altındaki şehir beni selamlamıştı.Fakat uzun sürmedi.Gözlerim hırsızı yakaladığı vakit sırtını bana dönmüş öylece aşağıya bakıyordu.Ayaklarımın altında bambaşka şehir serili ve o da buranın hükümdarı gibi dikiliyordu.Seslenmek istedim ama ağzımı çaresizce açıp kapamak zorunda kaldım.İleriye doğru bir adım atacakken ayak sesimi duydu ve başını arkasına çevirdi.Sırıtıyor ve nefes nefeseydi.Vücudunu bana çevirip,başındaki şapkayı çıkarırken bir prens edasıyla ayak uçlarına kadar eğilip bana selam verdi.Diğer elindeki çalıntı kitabı görebiliyordum.Bir an,tarih romanlarından birine tırmanmış olabileceğimi düşündüm.Lakin hırsız adam hızlı bir toparlanışla ileriye doğru iki adım atıp gözlerimin önünde beşinci kattan atladı.Bunun üzerine bir süre olduğum yere donakaldım.Beynim bir kez daha bulandı.Nefeslerim alınmayı unuttu edeta fakat durmadım ve atladığı yere koşup cesedini görmeyi diledim.Gördüğüm şey mideme tekmeler yememe neden olmuşcasına kasılmama neden oldu.O aşağıdaki binaların çatısından bana el sallayarak kremitleri tırmanmaya devam ediyordu.Çatılardan çatılara bir atmaca misali konup duruyordu.Sonunda ise iki binanın arasındaki boşluklardan birine atlayıp gözden kaybolduğunda şaşkınlıktan öleceğimi  düşünen ben,koca bir hayreti boğazımdan aşağı yuvarladım.güzel rüzgar yüzümü severken düşündüm;
"Onun görünmez kanatları mı var?"


Yorumlar